25.03.2026 tarihli OYAK Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, hem Divriği’deki maden işçilerinin OYAK’a bağlı Erdemir Madencilik tarafından çıkarılması sürecine dair hem de OYAK Holding’e bağlı Maden ve Metalürji şirketlerinin finansal-yönetsel durumlarına dair gerçekliğe uymayan bir açıklama paylaşılmıştır.
OYAK’ın 120 gün süren sessizliğin ardından yaptığı bu açıklama, kamuoyunu aydınlatmaktan ziyade sorumluluktan kaçma çabasıdır. Açıklamadaki iddialara yönelik somut gerçekler aşağıda sunulmuştur:
- “Finansal Göstergelerin Çarpıtıldığı” İddiası ve Entegre Üretim Gerçeği
OYAK yönetimi, Erdemir’in kârlılığının Erdemir Madencilik’e (Ermaden) aitmiş gibi gösterildiğini iddia etmektedir. Ancak Ermaden’in sermayesinin %90’ı doğrudan Erdemir’e aittir. Erdemir’in en büyük hissedarı ise OYAK iştiraki olan Ataer Holding’dir. OYAK, bu şirketlerin operasyonel raporlarını “Entegre Faaliyet Raporu” olarak kamuoyuna sunmaktadır. Her yıl yayınlanan Erdemir Faaliyet Raporu iddia edildiği gibi sadece Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş.’a dair finansal ve operasyonel verileri değil, OYAK’a bağlı OYAK Maden Metalürji Şirketleri’nin tamamının verilerini kapsamaktadır. Bunun ötesinde, her sene açıklanan raporların pek çok yerinde Erdemir, “madencilikten nihai ürüne uzanan tam entegre yapısını” ve “yerli kaynakları merkeze alan” stratejisini bir başarı hikayesi olarak sunmaktadır. Erdemir, faaliyetlerini “tam entegre” ve “değer zincirinin her halkası birbiriyle ilişkili” olarak tanımlamaktadır. Maden üretimi, çelik üretiminin ana hammaddesidir. Erdemir’in satış geliri (2025 yılı yeni açıklanan verilere göre, 5,3 milyar ABD doları), Ermaden’den gelen cevher sayesinde oluşmaktadır. Dolayısıyla cevher üretim maliyetini tek başına bir “zarar” kalemi olarak sunmak, entegre üretim mantığına aykırıdır; maden maliyeti, nihai ürünün kârlılığına hizmet eden bir girdidir. OYAK Maden Metalurji şirketleri bu anlamıyla yönetsel ve finansal olarak birbirinden ayrı ele alınamamaktadır, OYAK’ın kendisi de bu şirketlere dair finansal ve operasyonel raporu “Entegre Faaliyet Raporu” olarak kamuoyuna sunmaktadır. Bu sebeple bir çarpıtma söz konusu değildir, OYAK’ın yönetsel yapısı gereği ikrar edilen tutar Erdemir Madencilik dahil olmak üzere OYAK Maden Metalurji şirketlerinin tümünü kapsamaktadır.
- Maliyet Artışı, Demir Fiyatları ve Taşeron Sistemi
Açıklamada yeraltı maden çıkarma maliyetlerindeki artış ve demir cevheri fiyatlarındaki düşüş gerekçe gösterilmiştir. Demir cevheri fiyatları halihazırda 100 USD/ton bandında seyretmektedir. Asıl sorun şirketin zarar etmesi değil, kâr marjlarındaki daralmadır. Öte yandan yine yayınlanan rapora göre; Ermaden, 2024 yılı verilerine göre Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında 223. sırada yer almaktadır. Türkiye’nin en büyük 223. sanayi kuruluşu olan bir şirketin, geçici maliyet artışlarını gerekçe göstererek işçi çıkarması “ekonomik zorunluluk” değil, tercihli bir kâr maksimizasyonu adımıdır. Eğer maliyetler gerçekten yüksekse, yeraltı üretiminin maliyetleri şişiren taşeron firmalara bırakılmış olması ekonomik bir zorunluluk değil, bilinçli bir tercihtir. Bu maliyet hesaplarına dair kamuoyuna sunulmuş hiçbir bağımsız denetim veya teknik rapor bulunmamaktadır.
- “Tüm Haklar Ödendi” İddiası ve İhbar Tazminatı Gerçeği
Açıklamada 271 çalışanın iş akitlerinin “tüm yasal hakları eksiksiz ödenerek” sonlandırıldığı öne sürülmüştür. Ancak sahadaki gerçeklik bunun tam aksidir. İşten çıkarılan 220 işçinin ihbar tazminatını gasp etmek amacıyla, çıkış işlemleri 26 gün geriden yapılmış; şirket, işçinin anayasal ve yasal hakkı olan tazminatı vermek yerine ceza ödemeyi tercih etmiş, kıdem tazminatlarını 2025 ücretlerine göre vererek burada dahi karlılık hesabı yapmıştır. Bu durum, “çalışan haklarına saygı” söyleminin kâğıt üzerinde kaldığının en somut kanıtıdır. Yapılan açıklamada, yeraltı işletmesindeki faaliyetin geçici olarak durdurulduğu söylenmiştir, eğer durum böyleyse yarım ücretli izin ya da en kötü koşullarda ücretsiz izin gibi işçinin rızasına dayanan yöntemlerle bu süre geçirilebilirdi. Ancak Erdemir Madencilik yöre halkının sosyal sorumluluğunu ve maden işçisinin geçiminin sorumluluğunu almak yerine, kendi karını büyütmeyi tercih etmiştir.
- İstihdamın Korunduğu İddiası ve “Geçici Durdurma” Aldatmacası
Şirket, bölgede 1000 civarında bordrolu personel çalıştırdığını ve bunların %85’inin yerel halktan oluştuğunu belirterek istihdam kaybını gizlemeye çalışmaktadır. Oysa işten çıkarılan 271 maden işçisi de bu yerel halkın ta kendisidir. Yeraltı maden işletmeciliği teknik olarak “aç-kapa” yapılabilecek bir faaliyet değildir. “Geçici durdurma” söylemi, işçiyi oyalamak ve bölgede ortaya çıkabilecek tepkiyi kontrol etmek üzere 120 günlük sessizlik stratejisinin güncel taktiğidir. Yeraltında binlerce tonluk cevher dururken bu “geçici durdurma” açıklaması gerçeğe uygun değildir. OYAK böyle söylemlerle işçiyi oyalamamalı ve hak gaspına yol açabilecek herhangi adım atmamalıdır. Ayrıca yeraltı demir madeni işletmeleri işin doğası gereği faal çalıştırılmadığında göçük gibi işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ciddi riskler ortaya çıkarabilmektedir. OYAK bu durumda bu riski nasıl yönetmeyi planlamaktadır? 3213 sayılı Maden Kanunu ruhsatların kamu yararı, istihdam ve bölge kalkınması esasıyla verilmesini öngörür. Yeni yayınlanan 2025 Entegre Faaliyet Raporunun pek çok yerinde Erdemir, “madencilikten nihai ürüne uzanan tam entegre yapısını” ve “yerli kaynakları merkeze alan” stratejisini bir başarı hikayesi olarak sunmaktadır. Şirket bir yandan yerli kaynak kullanımını “arz güvenliğinin omurgası” olarak tanımlarken, diğer yandan Divriği’deki yerli üretim faaliyetlerini “maliyet” gerekçesiyle durdurması stratejik bir tutarsızlıktır. Bu durum, raporun “geleceği paylaşıyoruz” vizyonuyla çelişmektedir. 2025 yılında toplam 775 milyon ABD doları tutarında yatırım harcaması yapmıştır. Şirketin faiz ve vergi öncesi işletme kârı 501 milyon ABD dolarıdır. 775 milyon dolarlık yatırım bütçesine ve 501 milyon dolarlık operasyonel kâra (FAVÖK) sahip olan bir yapı için 271 maden işçisinin maliyeti, operasyonel süreklilik ve sosyal sorumluluk bağlamında “katlanılamaz” bir yük olarak değerlendirilemez. Şirket dijital dönüşüm ödülleri alırken ve devasa yatırımlar yaparken faturayı işçiye kesmektedir.
- OYAK ve Bağlı Şirketleri Kamu Yararını Gözetmek Zorundadır!
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 168 ve 3213 sayılı Maden Kanunu Madde 4’e göre madenler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; özel şirketler bu kaynakların sahibi değil, yalnızca ruhsatla işletme hakkına sahip işletmecilerdir. Bu nedenle özel bir maden şirketinin zarar açıklaması tek başına kamu zararı sayılmaz; ancak kamunun doğal kaynağını işletip kamu teşviklerinden yararlanırken rezerv varken üretimi durdurması ve bunun bölge ekonomisine zarar vermesi durumunda mesele yalnızca şirket bilançosu olmaktan çıkar ve kamu yararı tartışmasına dönüşür. Bu bağlamda, toplum nezdinde tarihsel olarak bir kamu kurumu hüviyetinde algılanan ve bu toplumsal kredibilitenin avantajlarından yararlanan OYAK’ın, sergilediği üretim ve istihdam pratikleriyle bu algının getirdiği sorumluluklara aykırı hareket ettiği açıktır. Kamuoyundaki bu yerleşik algıya rağmen OYAK’a bağlı şirketlerin, yasal statüsü itibarıyla özel hukuk hükümlerine tabi bir sermaye grubu olduğu; dolayısıyla imtiyazlı bir konumda olmaksızın diğer tüm işletmeciler gibi madencilik mevzuatına, anayasal sınırlamalara ve kamu yararı ilkesine eksiksiz biçimde uymak zorunda olduğunu hatırlatırız.
OYAK ve Erdemir Madencilik yönetimini, kamusal kaynakları işletmenin getirdiği yasal ve toplumsal sorumluluklarla derhal yüzleşmeye çağırıyoruz. İşçi kıyımının gerçek bilançosunu, maliyet-kâr hesaplarını bağımsız denetime açık somut verilerle kamuoyuna sunun. Yeraltı işletmesinin durdurulması kararının jeolojik veya teknik bir zorunluluğa değil, tümüyle kâr maksimizasyonuna dayandığı kamuoyunun malumudur.
Defalarca belirttik tekrar belirtiyoruz;
Divriği ile özdeş olan demir madeninin stratejik önemi açıktır. Divriği demir madenleri Cumhuriyet döneminden beri sanayimizin vazgeçilemez can damarıdır. Yeraltı demir madeni işletmesinin daraltılarak üretimin düşürülmesi, ülkemizin ihtiyaç duyduğu demir-çelik sanayisinin tedarik güvenliğini tehlikeye sokacak ve kapatılamayan cari açığını daha da fazlalaştırarak ülkemizin dışa bağımlılığını kalıcılaştıracaktır.
120 günlük belirsizlik sürecine ve oyalayıcı açıklamalara derhal son verilmeli; yeraltı işletmesinin yeniden tam kapasiteyle faaliyete geçirilmesi ve işten atılan madencilerin koşulsuz işe iade edilmesi için bağlayıcı bir takvim ilan edilmelidir. Gasp edilen haklar iade edilip üretim yeniden başlayana dek, maden işçilerinin meşru ve fiili hak mücadelesi kararlılıkla sürecektir.
DİSK/Dev. Maden-Sen Genel Yönetim Kurulu